Bir nitelikli kahve dükkanına gittiniz ve bir Flat White sipariş ettiniz. Barista size, kahve ve süt dengesi mükemmel, kreması tam olması gerektiği gibi bir Flat White servis etti. Ancak bir şey eksik: Latte Art! Dünyanız başınıza mı yıkılır, yoksa sizin için önemli değil mi? Nedir bu Latte Art ve gerçekten bu kadar önemli mi?

Son dönemde Latte Art nitelikli kahve dünyasının önemli bir parçası haline geldi. Güzel görüntüsünün yanında ne işe yaradığı da tartışılmalı. Latte Art kahvenize aslında gerçekten bir değer katıyor mı, yoksa onun lezzetinden ve dengesinden alıp götürüyor mu? İşte dört farklı açıdan gerçekle Latte Art nedir ve ne işe yarar, birlikte karar verelim!

LEZZET

Espresso bazlı ve süt içeren içecekler, basitçe ifade etmek gerekirse, buhar yardımıyla kremalaştırılmış süt ve espressonun bir kombinasyonudur. Bu iki ürünü nasıl hazırladığınız ve hangi oranda karıştırdığınız, lezzete direkt etki ediyor.

Barista Hustle’dan Matt Perger, 2015 yılında birkaç deneme yaptı. Her ikisinde de aynı espresso ve süt oranı kullanarak, yine her ikisinde de Latte Art bulunan iki Cappuccino hazırladı. Kör tadıma geçmeden önce ise bu iki Cappuccino’dan birini süt ve kahve tamamen birleşmesi için karıştırdı.

Peki sonuç ne oldu? Espresso ve sütün dengesi için Latte Art pek de dostunuz sayılmaz. Latte Art, göze güzel görünen bir süt kreması tabakası oluştururken, lezzette de önemli farklılıklara neden oluyor. Latte Art olmadan hazırlanan Cappuccino’da ise tipik acı ve keskin Espresso kreması, daha zengin ve yoğun bir içime ulaşacak şekilde süt kremasıyla tamamen karışıyor.

Bu iki seçeneğin dışında Scott Rao tarafından önerilen bir yöntem daha var, ki bu seçenek hem göze güzel görünen Latte Art’a sahip hem de ilk yudumda ağzınızı buruşturan o sert kahve tadını hafifleten bir yöntem. Bu yöntemde Scott Rao; espresso shot’ın içine çok az bir miktar kremalaştırılan sütten ilave edip, espressonun o acı ve keskin kreması tamamen karışacak şekilde karıştırdıktan sonra, kremalaşmış sütü ekleyip Latte Art’la tamamlamanızı öneriyor. Bu şekilde ilk yudumda hissedilen “bitter” tadı ortadan kaldırıyor. Bu şekilde hazırlandığında Latte Art’da kahve ile farklı bir renk dengesi oluşturuyor.

ÇOKLU DUYUSAL DENEYİM

Bir fincan kahve içtiğinizde; tat, aroma ve ağzınızda bıraktığı his devreye girer. Bu üç etken genel olarak lezzeti oluşturur. Ancak bazı görüşlere göre lezzet için bu üç etkenden daha fazlası var.

“SCAE Sensory Education” kitabının yazarı Ida Steen, bir röportajında, bazı yazarlar kahve deneyimi için görme ve işitme duyularının da önemli rol oynadığını iddia ediyorlar diyor. Hatta Olivia Auell SCAA’da yazdığı blogda müziğin etkisiyle ilgili şunları söylüyor:

Bu yıl Re:Co Sempozyumuna katıldıysanız, kahve içerken farklı müziklerin kahve deneyimine etkisi üzerine yapılmış denemelere de rastlamışsınızdır. Yavaş ve “chill” müzikler kahvede bitter’liği ortaya çıkarırken, yüksek sesli ve hareketli müzikler tatlılığı ön plana çıkarıyor.

2014 yılında Oxford Üniversitesi’nde yapılan ve hakemli bir dergi olan Flavour’da yayınlanan makalede, ünlü sanat eserlerine benzer şekilde hazırlanan salatalar, aynı içerikle karışık olarak hazırlanan salatalara göre, tadım yapanlar tarafından daha lezzetli bulunduğunu belirtiliyor.

Sonuç olarak, sipariş ettiğiniz bir Flat White’ın tadı; birçok faktöre göre farklılık gösterebiliyor ve tamamen bireysel bir algı. Espresso’nun kendisi, süt ile olan uyumu, etraftaki kokular – kullandığınız parfüm ya da etraftan gelen sıcak yemek kokuları-, ortamda çalanmüzik ve gözünüze ilk anda çarpan Latte Art!

EMEK = DEĞER

Michelin yıldızlı restoranlar gibi gurme restoranların en önemli özelliklerinden biri, servis edilen ürünlerin nasıl göründüğüdür! Fakat sunumun güzelliği başlı başına sunulan ürünün güzel olduğunu göstermez. Yeme-içme sektöründe, gurme restoranlarda deneyim kazanmış birçok profesyonel, sunulan ürünün her aşamasının önemli olduğunu söylüyorlar. Ürünün hazırlanması için geçen her aşamada gösterilen emek, ürünün fiyatına da doğrudan etki ediyor.

Az önce bahsettiğimiz, Oxford Üniversitesi’nde yapılan araştırma gibi birçok çalışma, ürünün sunum şeklinin algılanan parasal değerine de direkt etki ettiğini ortaya koyuyor. Bu durum kahve için de geçerli! Kahveyle ilgili olan biri, kendini kahve hazırlamak üzere geliştiriyor ve üzerine ekstra zaman harcayıp Latte Art öğreniyor, sonucunda da lezzeti kadar güzel de görünen bir kahve servis ediyor!

Az önceki cümlenin son kısmı oldukça önemli. Aslında ideal bir kahve hazırlamak için, ideal espressonun hazırlanması için gerekli öğütme, espresso makinesinin kalibrasyonu, sütün kremalaştırılması ve ideal reçetenin belirlenip o reçeteye göre hazırlanması için harcanan emek olabildiğince fazla! Fakat bu emek çoğu zaman içen kişi tarafından, bitirişte eklenen Latte Art ile birlikte değer kazanıyor.

INSTAGRAM DEĞERİ

Sosyal medya mecraları, kahve sektörü için önemli olduğu kadar kahve tüketicilerinin hayatlarında da artık vazgeçilmez bir yer alıyor. İşletme sahipleri açısından, her bir beğeni bir kalp atışı, her bir paylaşım işletmeyi besleyen bir gıda gibi.

Eğer sunduğunuz kahvenin görünüşü yerine, Latte Art’ı es geçip sadece lezzetine odaklanmak gibi bir mottonuz varsa; Instagram’da sadece iki takipçiye sahip olmaya hazır olun: Anneniz ve sadece çay içmesine rağmen size karşı kibar olmaya çalışan bir arkadaşınız.

Instagram gibi sadece görüntünün önemli olduğu mecralarda, Latte Art’tan yararlanmak önemli. Sizin dükkanınıza hiç uğramamış, kahvenizi hiç tatmamış birini bile dükkanınıza çekebilir!

 

Peki sonuç olarak Latte Art ne kadar önemli? Latte Art’ı destekleyen görüşler de desteklemeyen görüşler de yeterince ikna edici nitelikte. Tüketici açısından da daha iyi bir deneyim sağlıyor, tabi ki güzel görünecek diye lezzeti gözden çıkarılmazsa. Ve şu unutulmamalı: Korkunç bir kahve sadece güzel bir Latte Art ile kurtarılamaz fakat korkunç bir Latte Art güzel bir kahve ile kurtarılabilir!

 

Kaynak için tıklayın.